Kovid-19 salgını ile mücadele kapsamında geçtiğimiz yıl özel şirketlere birçok destek sağlayan SGK, 2021 yılında da Genç, Kadın ve Mesleki Belge Sahibi Olanların İstihdamına Yönelik Teşvik, İşbaşı Eğitim Programını Tamamlayanların İstihdamına Yönelik Teşvik, İlave İstihdam Teşviki gibi geçmişten gelen teşviklerin süresini uzatarak ya da yeni teşvikler oluşturarak desteklerini sürdürmeye devam ediyor.
Hali hazırda devam eden teşviklerde güncel durum
Normalleşme Desteği: Normalleşme Desteği kapsamında; 1 Temmuz 2020 tarihinden önce başvurarak kovid-19 kaynaklı zorlayıcı sebep gerekçesiyle uygulanan kısa çalışma ödeneğinden veya nakdi ücret desteğinden yararlanan sigortalıların aynı işyerinde haftalık normal çalışma sürelerine dönmeleri durumunda işverenlere prim desteği sağlanmaktadır.
Artı İstihdam Prim Desteği: 2019 Ocak ila 2020 Nisan aylarında/dönemlerinde en az sigortalı çalıştırılan aydaki/dönemdeki sigortalı sayısına ilave olarak istihdam edilecek sigortalıların prim ödeme gün sayılarının 53,67 TL ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda işverenlere prim desteği sağlanmaktadır.
*Ek Kurallar: İşveren, destekten yararlanan sigortalıların yarısından her birini, bu maddenin uygulama süresinin sona ermesinden itibaren, destek kapsamına girenlerin destekten yararlandığı ortalama süre kadar fiilen çalıştırmakla yükümlüdür.
Faaliyetine ara verilen sektörlere yönelik teşviklerde son durum
SGK’nın 2021-14 sayılı Genelgesi çerçevesinde 7316 Kanun numaralı “Faaliyetine Ara Verilen Sektörlere Yönelik Teşvik” olarak isimlendirilen prim teşvikinden yararlanma şartları şu şekilde belirtildi:
NACE Rev.2 Ekonomik Faaliyet Sınıflamasına göre 56 kodunda, 61.90.05, 85.51.03, 93.11.01, 93.12.07, 93.13.01, 93.19.05, 93.21.01, 93.29.02, 93.29.03, 96.02.01, 96.04.01, 96.04.02 veya 96.04.03 kodunda faaliyet göstermesi;
2021 Mart ayında 4447 sayılı Kanun kapsamında bildirilen sigortalıların 2021 Nisan ve Mayıs aylarına/dönemlerine ilişkin olması,
Çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirdiği sigortalıları fiilen çalıştırmadığı yönünde herhangi bir tespitin bulunmaması,
Teşvik kapsamına giren işyerlerinde, 2021/Mart ayında 4447 sayılı Kanun kapsamında bildirilen (işsizlik sigortasına tabi olan) sigortalıların 2021/Nisan ve Mayıs aylarına ilişkin olmak kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 82. Maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı (brüt asgari ücret) üzerinden hesaplanan sigortalı ve işveren hissesi primlerinin tamamı (%37,50) tutarında destek sağlanacaktır.
Yeni Prim Destekleri
49 veya Altında Sigortalı Çalıştıran İşyerlerine 5 Sigortalıya Kadar Prim Desteği
2021/Mart ayında 49 veya altında sigortalı çalıştıran özel sektör işverenlerine yönelik, en fazla 5 sigortalıdan dolayı yararlanabilecekleri yeni bir prim desteği getirilmiştir.
Yararlanma şartları:
İşyerinin 2021 Mart ayında SGK’ya bildirilen sigortalı sayısının 49 veya altında olması,
Destekten yararlanılacak sigortalının 1 Temmuz 2020 ila 30 Haziran 2022 tarihleri arasında işe alınmış olması veya mevcut sigortalının 2021 Mart ayında en az 20 gün süreyle 4447 sayılı Kanunun geçici 24, geçici 27 veya geçici 28. maddeye istinaden nakdi ücret desteğinden yararlandırılıp normal çalışma süresine döndürülmüş olması,
1 Temmuz 2021 ila 30 Haziran 2022 tarihleri arasında yeni işe alınan sigortalıdan dolayı destekten yararlanılacak ise sigortalının işe alındığı yıldan bir önceki yılda işyerinden bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olması,
Yeni işe alınan sigortalıların işe alındıkları aydan önceki üç aylık sürede 10 günden fazla 4/a veya 4/c kapsamında sigortalı olmaması, ayrıca isteğe bağlı sigortalılık hariç 4/b kapsamında sigortalı olmaması.
2021/Mart ayında 50 veya üzerinde sigortalı bildiriminde bulunan işyerleri, 5335/30-2. fıkrada belirtilen işyerleri, 2886 sayılı Kanuna, 4734 sayılı Kanuna ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işleri söz konusu destekten yararlanmayacaktır.
Ayrıca sosyal güvenlik destek primine tabi çalışan sigortalılar ile yurt dışında çalıştırılan sigortalılardan dolayı da destekten yararlanamayacak.
KOSGEB ve İŞKUR kaynaklı Ücret ve Mesleki Eğitim Destekleri
Nitelikli Eleman İstihdam Desteği
İşbaşı Eğitim Programı
Şirketlerin Yararlanabileceği Diğer Teşvikler
İşsizlik ödeneği alanların istihdamı halinde uygulanan prim teşviki (15921)
Çok Tehlikeli Sınıfta Yer Alan İşyerlerinde İşsizlik Sigortası İşveren Hissesi Teşviki
Kültür Yatırımları ve Girişimleri Hakkında Uygulanan Sigorta Primi Teşviki (55225-25225)
Sosyal Hizmetlerden Faydalanan Çocukların İstihdamı Halinde Uygulanan Teşvik (02828)
İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin Desteklenmesi
Sağlanan SGK teşvikleri, küçük ve büyük ölçekli tüm işletmelere, çalışan sayısında herhangi bir sınırlama olmaksızın, her ay sigortalı çalışanları için yatırdığı sigorta priminde teşvik, destek ve indirim imkânı sunuyor. Bu sayede kurumlar personel maliyetlerinde ciddi bir oranda tasarruf sağlayabiliyor.
Harekete Geçin
Personel maliyetinden tasarruf etmenizi sağlayarak işletmenizin kalkınmasına katkıda bulunan Sovos SGK Teşvik çözümümüz ile geçmiş dönem teşviklerinizi eksiksiz hesaplayarak, SGK beyannamelerinizi düşürebilirsiniz.
Türkiye’de 2010 yılında başlayan e-dönüşüm hikâyesi, 2012’de sistematik bir şekilde ilerlemeye geçti. İlk olarak 1 Ocak 2012’de e-defter zorunluluğuyla başlayan süreç, günümüzde e-belgelerin kapsamının geliştirilmesiyle hız kesmeden sürmektedir. Türkiye’de e-dönüşüm sürecini yöneten Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) vergisel dijital dönüşümü şirketlere benimsetme konusunda önemli bir rol üstlenerek vergi süreçlerinin takibinde başarılı bir denetim modeli oluşturdu. 2012 yılından bu yana sürekli olarak belgelerin elektronikleştirilmesi ve e-belgelerin kullanma zorunluluğu da bu süreci hızlandırdı.
E-dönüşümde güncel gelişmeler ve beklentiler
Yaşanan gelişmeler neticesinde GİB çeşitli e-belge türlerinde yeniden düzenlemeye giderek kapsamları genişletti. Bu belgeler aşağıdaki gibidir:
E-Gider Pusulası: Başkanlık tarafından belirlenen standartlara uygun olarak gider pusulasının elektronik ortamda oluşturulması, elektronik ve kâğıt ortamda muhafazası, ibrazı ve raporlamasını kapsayan uygulama
E-Dekont: Başkanlık tarafından belirlenen standartlara uygun olarak banka dekontunun elektronik ortamda oluşturulması, muhafazası, ibrazı ve raporlamasını kapsayan uygulama
E-Döviz Alım-Satım Belgesi: Döviz alım ve satım faaliyetinde bulunan yetkili müesseselerin kâğıt ortamda düzenledikleri Döviz Alım ve Satım Belgesi’nin, ilgili müesseseler ve gönüllülük esası ile bankalar tarafından elektronik belge olarak elektronik ortamda düzenlenmesi
E-Sigorta Komisyon Gider Belgesi: Bu Tebliğde yer alan şartlara uygun olarak elektronik belge şeklinde oluşturulan, muhafaza ve ibraz edilebilen sigorta komisyon gider belgesi
E-Sigorta Poliçesi: Sigorta, emeklilik ve reasürans şirketleri ile sigorta ve emeklilik aracılarının kâğıt ortamda düzenlediği sigorta poliçelerinin elektronik ortamda düzenlemesi ile oluşan elektronik belge
E-Adisyon: Restoran, kafe gibi yerlerde müşteriden alınan yiyecek siparişinin yazıldığı ve müşterinin bulunduğu masada bulunması gereken belge
E-belgelerin dijital dönüşüm yolculuğu
GİB’in e-dönüşüm ve e-belgeler konusunda izlemiş olduğu yolun yanı sıra süreci optimum düzeyde yürürlüğe sokması mükelleflerin de zorunlu olmasalar dahi uygulamalara gönüllü olarak geçiş yapmalarını sağladı. GİB’in e-belgelerle ilgili son güncellemeleri, vergi süreçlerinin takibi açısından da büyük öneme sahiptir. E-belgelerin yaygınlaşmasıyla, vergisel anlamda gelir kayıplarının da en aza indirgenmesi bekleniyor. Şirketler açısından da e-belgeler zaman, maliyet ve iş gücü verimliliği sağlaması açısından hem kamu hem de özel sektör tarafında ciddi avantajlar barındırıyor. İlerleyen süreçte de e-belgelerin kapsamlarınin gerek uygulama gerekse de mükellefler açısından daha da genişlemesi bekleniyor.
Harekete Geçin
E-dönüşüm uygulamarındaki son güncellemeler ve vergi mükelleflerinin dikkat etmeleri gereken kurallar hakkında detaylı bilgi almak için webinarımızın kaydını izleyebilirsiniz: E-Dönüşüm Süreçlerinde Son Gelişmeler
KDV’nin Dönüşümü konulu blog dizimizin birinci bölümünde dünyanın dört bir yanında vergi dairelerinin ve hükümetlerin gelir tahsilatını artırmanın ve vergi açıklarını azaltmanın bir yolu olarak neden dijitalleşmeyi ve teknolojiyi benimsediğini incelemiştik. “KDV’de Üç Odak Alan” başlıklı ikinci bölümde ise düzenleme kuruluşları için öne çıkan bazı kaygıları irdelemiştik. Bu dizinin son bölümünde teknolojiye odaklanacağız ve IT liderlerinin neden KDV yönetiminde yerel çözümlerden uzaklaşarak küresel bir yaklaşıma yöneldiğini inceleyeceğiz.
KDV yönetiminde yerel düzeyde uzmanlık olmazsa olmazdır ancak bu uzmanlık farklı ülkelerde ne kadar geçerli olabilir? Bu soru hem vergi kurumlarını hem de IT liderlerini düşündürüyor. IDC’nin desteklediği “Taming the Value-Added Tax Beast with Technology” başlıklı İngilizce raporumuzda bu konuyu ele almıştık. Raporun ücretsiz kopyasını buradan indirebilirsiniz.
Vergi süreçlerinde IT’nin görevi, KDV uzmanlarının teknolojiyi kullanarak vergileri doğru şekilde tahsil etmesini ve ödemesini ve istendiğinde ayrıntılı raporlar oluşturup paylaşabilmesini sağlamaktır. Dolayısıyla, IT liderleri teknoloji seçimi yaparken belli başlı bazı kriterlere göre değerlendirme yapar. En önemli üç kriter şunlardır:
Olumlu bir kullanıcı deneyimi yaratmak – Vergi ve finans yöneticileri doğru ve uyumlu şekilde raporlama yapabilmek için farklı kaynaklardan gelen verileri yönetmek ve analiz etmek gibi zorlu bir görev yüklenmiştir ve bu nedenle IT’nin sürece daha üst seviyede dahil olması gereklidir. Bu durum, IT’nin sürekli azaltmaya ve hatta mümkünse tamamen ortadan kaldırmaya çalıştığı bir maliyet merkezi yaratmaktadır.
Veri Güvenliği – Çok büyük miktarda hassas verinin depolanması ve farklı teslimat kanalları üzerinden satıcılarla ve vergi daireleriyle paylaşılması nedeniyle güvenlik konusu artık karmaşık bir mesele haline gelmiştir. Bu bilgilerin güvenli şekilde korunması en büyük önceliktir.
Ölçeklendirilebilirlik/Esneklik – Bir şirket büyüdükçe, vergi uyum teknolojisinin de farklı ülkelerin, bölgelerin ve düzenleme standartlarının gerekliliklerine uygun hale getirilmesi gerekir. Birçok IT liderinin amacı farklı noktalarda farklı çözümler kaçınmaktır zira bu tutarlı bir uyum politikası oluşturmanızı engelleyebilir.
İşinizi baştan sağlama almanız için teknoloji sağlayıcınızın şirketinizin tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceğinden emin olmanız önemlidir. Yeni teknolojileri uygulamadan önce hem bugünkü hem de gelecekteki ihtiyaçlarınızı değerlendirmek hayati önem taşır.
KDV’nin dönüşümü ve bu alandaki karmaşıklığı en iyi nasıl yönetebileceğiniz hakkında daha fazla bilgi için IDC’nin desteğiyle hazırladığımız “Taming the Value-Added Tax Beast with Technology” başlıklı İngilizce raporu indirin ve uzmanlarımızla mutlaka görüşün.
KDV’nin Dönüşümü konulu yazı dizimizin birinci bölümünde, farklı ülkelerde vergi dairelerinin ve hükümetlerin gelir tahsilatını artırmak ve vergi açıklarını azaltmak için neden dijitalleşme ve teknolojiyi kullanmaya başladığını incelemiştik. Bu konuyla ilgili daha fazla bilgi almak için IDC’nin desteklediği “Taming the Value-Added Tax Beast with Technology” başlıklı İngilizce raporun ücretsiz bir kopyasını indirebilirsiniz.
Dizimizin ikinci yazısında, düzenleme kurumlarının yeni pazarlara, hizmetlere ve iş süreçlerine kendilerini adapte ederken özellikle ilgilendiği üç alana bakacağız. Bu alanlar:
E-ticaret
Dijital hizmetler
Sınır Ötesi ticaret
E-ticaret hız kazanıyor
Amazon gibi şirketlerin yükselişi ve birçok tüketicinin çevrimiçi alışverişin rahatlığını seçmesiyle birlikte e-ticaretin yükselişe geçmesi sürpriz değil. Ne var ki bu büyümenin hızı en iyimser tahminlerin bile çok ötesine geçti.
eMarketer’ın yayınladığı verilere göre tüm dünyada perakende e-ticaret satışları yıllık olarak %27,6 oranında arttı ve satışlar 4 trilyon doları geçti. Bu tutarın 2022’de 4 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.
Bu büyümeyle birlikte, vergi daireleri e-ticaret işlemleriyle ilgili kuralları ve hangi belgelerin zorunlu olacağını yeniden gözden geçiriyor. Bu nedenle artık internet üzerinden satış yapan şirketler, uluslararası güzergahlarda vergilerini yönetme konusunda deneyim sahibi olmadan yeni pazarlara girdiklerinde, karmaşık bir durumla karşı karşıya kalıyor.
Dijital hizmetler ve küresel ekonomi
Dijital ürün ve hizmet satışı küresel ekonominin işleyiş biçimini yeniden tanımlıyor. Elektronik zincir marketlere girip kullanıma hazır bir yazılım veya müzik CD’si aldığınız günler artık geride kaldı. Bugün bir yazılıma veya medyaya ihtiyacınız olduğunda, tek bir düğmeye basarak bunları istediğiniz cihaza indirebiliyorsunuz. Bu durum, böyle potansiyel gelir akışlarının hesabını tutmak isteyen hükümetler için bir senaryo ortaya çıkardı. Dijital hizmetler pazarı ne kadar büyüyecek? Buna birkaç örnek verelim:
2020’de video yayın hizmetleri pazarı %37 oranında büyüdü.
2020’de tüm gelirlerin %80’inden fazlasını Spotify ve Apple Music gibi müzik yayın hizmetleri oluşturdu.
2020’de Microsoft Teams, Zoom ve Google Meet gibi video konferans hizmetlerinin toplam aktif kullanıcı sayısı 500 milyona ulaştı.
Sınır ötesi ticaretin ilave karmaşıklığı
İşletmeler ürünlerini çevrimiçi yollardan satmanın hızından ve rahatlığından faydalanırken ürünleri dünyanın farklı yerlerine ulaştırmada yeni vergi uyumluluk sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. E-ticaret hacminin ve çeşitliliğinin artışı, işlemlerde vergi uyumunu daha da karmaşıklaştırıyor.
2025 yılına kadar firmadan müşteriye sınır ötesi e-ticaret yapan satıcıların %40’ı, yerelleştirilmiş ödeme yöntemlerinden oluşan küresel ağlar üzerinden çalışan bir “Merchant of Record” modelini kullanacak.
Tüm dünyada sınır ötesi çevrimiçi satışların her yıl %15 ila 20 oranında artması bekleniyor. Bu alanda başı çeken ülkeler Birleşik Krallık, Almanya, İtalya ve İspanya.
Ürünlerin bir yerden bir yere taşınabilmesi sayesinde e-ticaret büyümeye ve perakende sektörüne yön vermeye devam ettikçe, KDV konusu giderek daha da karmaşıklaşacak.
e-Dönüşüm günümüzde pek çok devlet ve vergi idaresi için kaçınılmaz hale gelse de aslında bu trend 2000’li yılların başlarında Latin Amerika’da başladı. Türkiye ise 2010’lu yılların başında, Latin Amerika’nın ardından bu yolculuğa adım atarak vergi sistemini dijitalleştirmeye başlayan ilk ülke oldu.
Bugün dünya genelinde verginin dijitalleşmesi için yapılan çalışmalara bakıldığında, Türkiye -Dijital Çağda KDV girişiminde önemli bir rol üstlenme yolunda dijtalleşmeye yönelik çalışmalar yapan AB Üye Devletleri de dâhil olmak üzere- e-dönüşüm yolculuğunda çoğu ülkeden daha ileri konumda.
Günümüzde Türkiye, e-faturadan elektronik serbest meslek makbuzuna kadar pek çok e-belge çeşitliliği olan tam teşekküllü, yerleşik bir dijital vergi sistemine sahip. Türkiye’nin e-dönüşümünü anlamak ve gelişmeleri takip edebilmek için bu sayfaya yer işareti ekleyin ve okumaya devam edin.
Türkiye’de e-belge sistemi, dijital dönüşüm sürecinin önemli bir adımı olarak kabul edilerek, işletmeler ve vergi otoriteleri arasında belge yönetimini modernize etme konusunda önemli kazanımlar sağlamıştır.
E-Fatura Türkiye
CTC Türü Portalda kayıtlı her iki tarafla e-fatura onayı
Ağ Merkezi – e-Fatura Portalı, B2B işlemleri için e-faturaları alıcılara teslim eder
Biçim UBL-TR formatı
eİmza Gerekliliği Gerekli – mali mühür veya nitelikli elektronik imza
Arşivleme Gerekliliği 10 yıl
E-Arşiv Fatura Türkiye
CTC Türü
E-fatura raporlama (günlük bazda)
Ağ
Merkezi olmayan – e-Fatura Portalı, e-arşiv faturaları iletmez; bu durum vergi mükelleflerinin sorumluluğundadır
Format
UBL-TR formatında veya PDF gibi ücretsiz bir formatta ve ayrıca basılı formda olmalıdır
eİmza Gerekliliği
Gerekli – mali mühür veya nitelikli elektronik imza
Türkiye’de E-Dönüşüm
Türkiye, önemli bilgilerin kolay ve doğru bir şekilde toplanmasına ve iletilmesine yardımcı olmak için 2012 yılında dijitalleşme yoluyla vergi sistemini geliştirmeye başladı. e-Defter yükümlülüğünden başlayarak birçok vergi mükellefi için zorunlu kılınan çeşitli elektronik sistemler ve belgelerle gelişimini her yıl sürdürdü.
Türkiye, eEurope+ girişimine katıldı ve vergiyi dijitalleştirme çalışmalarının gelişimine ayak uydurmak için hızlı hareket ederek, bilgi açısından tüm ekonomik ekosistemini rahatlattı. Söz konusu değişikliklerin amacı, KDV sahtekarlığını azaltmak, devletin verilere erişimini ve veriler üzerindeki kontrolünü artırmak, finans ve muhasebe süreçlerini standartlaştırmak ve hataları azaltmaktı.
Artık faturaların, defterlerin, irsaliyelerin, serbest meslek makbuzlarının ve diğer evrakların elektronik versiyonları etkili bir şekilde kullanıldığından; vergi mükelleflerinin, Türkiye’nin e-dönüşümüne uyumlu kalabilmek için üstesinden gelmesi gereken birçok zorluk bulunuyor.
Türkiye’nin vergi ekosistemini elektronik olarak dönüştürme hedefi, birçok ürün ve hizmetin geliştirilmesini ve hayata geçirilmesini gerektirdi. Bununla birlikte vergi mükelleflerinin uyumlanması için yeni gereklilikler ve zorluklar oluştu.
Türkiye’nin e-dönüşüm sisteminde yer alan ürün ve hizmetler şunlardır:
Cirosu 5 milyon TL’nin üzerinde olan şirketler için zorunlu olan e-fatura yükümlülüğü, 1 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Mükellef kapsamı zamanla genişleyen e-fatura düzenlemesinde, ciro eşiğini kaldıran ve aşağıda belirtilen kişileri ve kurumları elektronik fatura zorunluluğuna tabi kılan sektör bazlı parametreler de belirlendi:
Türkiye Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu lisanslı şirketler
Meyve veya sebze ticareti yapan aracılar veya tüccarlar
Çevrimiçi ticareti kolaylaştıran çevrimiçi hizmet sağlayıcılar
İthalatçılar ve bayiler
Türkiye’nin e-fatura girişimi, bir doğrulama modeli ve iki yönlü bir uygulamadır. Düzenlenen faturaların UBL-TR formatında olması ve 10 yıl boyunca arşivlenmesi gerekir. Sovos’un e-fatura çözümü, e-fatura gerekliliklerine uyulmasını sağlar.
e-Arşiv Fatura
e-Arşiv fatura, Türkiye’nin e-belge sisteminin en büyük uygulamalarından biridir. e-Fatura sistemine kayıtlı vergi mükellefleri de UBL-TR formatında veya PDF gibi ücretsiz bir formatta e-arşiv fatura düzenlemek zorundadır.
Bu faturalar düzenlendiğinde gerçek zamanlı doğrulama yapılmasa da e-arşiv raporunun ertesi günün sonuna kadar vergi idaresine elektronik olarak sunulması gerekir. e-Arşiv faturalar her zaman elektronik olarak oluşturulur ancak alıcı belgeyi elektronik olarak almayı kabul etmezse basılı formatta mevcut olmalıdır.
e-İrsaliye belgelerinin kullanımı, 10 milyon TL gelir eşiğini aşan mükellefler için 1 Temmuz 2023 tarihinde zorunlu hâle gelmiştir. Ancak kapsam dışında kalan mükellefler, gönüllü olarak elektronik İrsaliye belgelerine geçiş yapabilmektedir.
Sevkiyat ve nakliye olmak üzere iki tür basılı irsaliye vardır. e-İrsaliye aslen sevkiyat irsaliyesinin yerini alır.
Bu e-belgede gerekli olan bilgiler şunlardır:
Tedarikçi bilgileri
Yayın tarihi ve belge numarası
Alıcı bilgileri
Taşınan malların türü ve miktarı
Sevkiyat tarihi ve saati
Basılı irsaliyeler ile e-irsaliyeler arasında yasal olarak herhangi bir fark yoktur. Ancak elektronik versiyon için her iki tarafın da ulusal sisteme kayıtlı olması gerekir.
e-Defter
Türkiye vergi idareleri, e-Defter uygulamasını bağımsız denetime tabi e-fatura kullanıcıları ve vergi mükellefleri için 2015 yılında zorunlu hâle getirdi.
Bu e-belgelerin XBRL-GL formatında hazırlanması ve standart XML formatında belirli bilgileri içermesi gerekir. Ayrıca hepsi mali mühürle imzalanmalıdır. Vergi mükellefleri, e-defter oluşturmanın yanı sıra aylık olarak Gelir İdaresi Başkanlığı’na (GİB) gönderilecek ve 10 yıl boyunca arşivlenecek bir defter özeti oluşturmakla yükümlüdür.
Elektronik defterler, veri toplama süresini azaltır, noter tasdik süreciyle ilgili maliyetlerden tasarruf sağlar ve vergi süreçlerine uyulmasını temin eder.
e-Mutabakat
Mutabakat, bir anlaşmaya taraf olan şirketlerin borç ve alacak konusunda karşılıklı olarak anlaşmaya varmaları için hesaplar arasındaki iletişimdir.
Türkiye vergi idaresi, şirketlerin belirli zamanlarda mutabakat yapmak zorunda olduğuna hükmetmiştir. Bir anlaşma veya yasal bir gereklilik aksini belirtmediği sürece iki taraf arasındaki hesabın kapatılacağı gün genellikle yılın son günüdür.
GİB tarafından e-mutabakat için geliştirilen BA-BS web uygulaması, BA-BA formlarının elektronik olarak gönderilmesinden önce vergi mükelleflerinin mevcut anlaşmaları ve dengeli olmayan anlaşmaları karşılaştırmasına olanak verir.
e-Müstahsil Makbuzu
e-Müstahsil makbuzu, defter tutmayan çiftçilerden satın aldıkları ürünlerin kaydını tutmak için çiftçiler veya toptancılar tarafından düzenlenir.
Müstahsil makbuzu düzenleme yükümlülüğü bulunan vergi mükelleflerine, 1 Temmuz 2020 tarihinden itibaren, belgeyi elektronik ortamda düzenleme zorunluluğu getirildi. Meyve ve sebze komisyoncuları veya tüccarları ise 1 Ocak 2020’den beri e-müstahsil makbuzu düzenlemekle yükümlüdür.
e-Müstahsil makbuzu kullanmakla yükümlü olanlar kişiler e-fatura, e-arşiv fatura ve e-defter gerekliliklerinin kapsamı dışında kalabilir.
e-Serbest Meslek
e-Serbest meslek makbuzu (e-SMM), 1 Şubat 2020’de yürürlüğe girmişdi. Bu e-belge türü, aşağıdakiler de dâhil olmak üzere tüm serbest meslek sahibi kişiler için geçerli:
Mimarlar
Mühendisler
Finans danışmanları
Avukatlar
Senaristler, yazarlar, besteciler ve ressamlar
Serbest meslek sahibi doktorlar, diş hekimleri ve veteriner hekimler
e-SMM, elektronik olarak oluşturulabilir, iletilebilir ve raporlanabilir ve basılı Serbest Meslek Makbuzları ile aynı yasal geçerliliğe sahiptir. Bu makbuzların 10 yıl boyunca arşivlenmeleri gerekir.
Öne çıkan e-belgeler yukarıda anlatılmış olsa da Türkiye’de bilmeniz gereken daha da fazla elektronik belge vardır. Daha fazla bilgi edinmek için e–belgelere genel bakış yazımızı okuyabilirsiniz.
E-Dönüşümden Kimler Etkilenir?
Cirosu 5 milyon TL’nin üzerinde olan firmalar veya yukarıda detaylarını açıkladığımız sektörlere dahil olan tüm mükellefler e-Dönüşümden etkilenmektedir.
E-Dönüşüm, her biri kendi türüne göre belirli eşiklere ve kriterlere tabi olan pek çok belge içerir. Ayrıca bazı belgeler herhangi bir eşik kriteri olmaksızın belirli sektörler için zorunludur. e-Fatura artık vergi mükelleflerinin büyük bölümü için zorunludur ancak vergi idarelerine hangi belgelerin sunulması gerektiğinin anlaşılması çok önemlidir.
GİB, belirli dönemlerde, farklı belge türleri kapsamında yeni vergi mükellefi gruplarını duyurmaya devam etmektedir. Bu nedenle işletmelerin uyumluluklarını sürdürmek için en son bilgilerden haberdar olmaları önemlidir.
E-Dönüşümün Faydaları Nelerdir?
Türkiye’nin vergi dönüşümü hem devlete hem de vergi mükelleflerine fayda sağlamayı amaçlamıştır.
E-dönüşüm girişimi aşağıdaki faydaları sağlamayı amaçlamaktadır:
Türkiye’de verginin dijital dönüşümü hem devlete hem de vergi mükelleflerine fayda sağlamayı amaçlamıştır. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:Finansal verilerin gerçek zamanlı toplanması,
KDV dolandırıcılığının ve sahte faturaların dolaşımının azaltılması,
Muhasebe süreçlerini otomatikleştirmek için daha fazla standardizasyon yapılması,
Otomatik veri doldurma sayesinde verimlilik artışı sağlanması ve manuel hataların azaltılması
Vergi Uyumluluğu ve e-Dönüşüm
Türkiye’nin e-dönüşümü, önemli finansal verilerin gerçek zamanlı iletimini başarıyla uygulayarak vergi uyumunu önemli ölçüde etkiledi.
Verilerin belgelere otomatik olarak doldurulması, manuel giriş kaynaklı hataları ve sahte faturaların gönderilme ihtimalini azaltır. KDV açığının azaltılması, Türkiye dâhil olmak üzere birçok ülke için itici bir güçtür.
Basılı faturalarla ilişkili kâğıt, kartuş, nakliye ve arşivleme maliyetlerinin ortadan kaldırılması da işletmeler ve devletler için bir avantajdır.
16’dan fazla belge düzenlemesine sahip olan Türkiye’de e-dönüşüm sisteminin gereklilikleri kapsamlı ve karmaşıktır. Hangi düzenlemelerin geçerli olduğunun anlaşılması ve en son vergi uyum yönergelerinin takip edilmesi çok önemlidir.
Sovos, e-Dönüşüm Yolculuğunuzda Size Nasıl Yardımcı Olabilir?
Sovos, ilk küresel e-dönüşüm çözümü paketini sunarak her form ve büyüklükteki işletmenin Türkiye’deki vergi yönergelerinin gerekliliklerini karşılamasına yardımcı oldu. Platformumuz, Türkiye Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından tanımlanan tüm gerekliliklere, standartlara ve formatlara uygundur.
Kuruluşların küresel uyumluluk ortağı olarak Sovos’u seçmelerinin nedenlerinden biri, nerede ve nasıl iş yapıyor olurlarsa olsunlar, uyumluluk göstermelerine yardımcı olacak tek bir sağlayıcıya sahip olmanın rahatlığıdır.
Özel entegratör, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yetkilendirilmiş bir aracı hizmet sağlayıcısıdır. Özel entegratörler, vergi mükellefleri adına elektronik kayıt oluşturma yetkisine sahiptir.
İçinde bulunduğumuz çağa ismini veren dijitalleşme şirketler için her geçen gün kaçınılmaz bir alana dönüşüyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2019 yılında 16-74 yaş aralığında internet kullanım oranı yüzde 75 çıkarken, pandemi etkisinde geçen 2020 yılında bu oran yüzde 79 oldu.
İnternet kullanımında e-ticaret artışta
2019 Nisan ayı ile 2020 Mart ayı arasındaki dönemde e-ticaret kullanımı yüzde 36,5 oldu. Bu oran önceki yılın aynı döneminde yüzde 34 düzeyindeydi. Bireysel kullanımların yanında kendi web siteleri ya da mobil uygulamalarını kullanarak e-ticaret yapan firmaların oranı ise yüzde 77.
Dijitalleşmenin artmasıyla şirketler için bulut çözümler de önemli bir ihtiyaca dönüşüyor. Bulut bilişim kullanımı 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerde 2018’de yüzde 10 olurken 2020 yılında yüzde 14’e yükseldi. Bulut bilişim hizmeti kullanım oranı 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde ise yüzde 41’i buluyor.
Dijital stratejinin belirlenmesi
İnternet kullanımının arttığı ve teknolojinin hayatlarımızın vazgeçilmez parçası olduğu bir zamanda, şirketler için dijital stratejiye karar verilirken en kritik nokta ihtiyaçların belirlenmesidir. Şirketlerin bilişim teknolojileri, finans, muhasebe ve lojistik gibi departmanlarının ihtiyaçlarını ortaya koymasıyla dijital dönüşüm için stratejinin belirlenmesindeki ilk adım da atılmış olur.
Farklı departmanlarca kullanılan tüm uygulamaların birbirine entegre olarak çalışmasını sağlayarak sürecin büyük çoğunluğunu dijital hale getirmek stratejinin en büyük amacını oluşturuyor. Entegrasyon sürecinde, lojistik uygulamalarından başlayarak gelen malın barkodunun okutulup muhasebe departmanlarının kullandığı yazılıma otomatik olarak düşmesini sağlayana kadarki tüm aşamaların dijitalde birbiriyle bağlantılı şekilde olması hedeflenir.
Dijital uygulamalar arasındaki uyumluluk
Dijital stratejinin belirlenmesi sonrasında entegrasyon sürecinde uyumluluk konusu büyük öneme sahip. Dijital dönüşüm için iş birliği yapılan servis sağlayıcının sunacağı hizmetlerin daha sonra ortaya çıkacak ihtiyaçlar ve gelişen teknolojilerle uyumlu olması gerekir.
Dijitalleşmenin globalleşmeye de zemin hazırlamasıyla farklı ülkelerdeki dijital uygulamalara da hızla uyum sağlayacak altyapılara sahip olmak ve bu fonksiyonelliği sağlayan servis sağlayıcıları ile çalışmak da oldukça kritik. Tüm bunların yanında GİB tarafından yayımlanan regülasyonları düzenli takip eden ve ilgili düzenlemeler konusunda uzmanlaşmış servis sağlayıcıları şirketler için önemli avantajlar oluşturur.
Katma değer vergisinde (KDV) yönetimin ve idarenin sürekli değişmesinin nedenlerini anlamak için, önce hükümetleri bu değişikliklere yönelten unsurları anlamak gerekir. Vergi dairelerinin öncelikli sorumluluğu hükümete yasalar gereğince ödenecek geliri tahsil etmektir. Borç tutarı ile tahsil edilen tutar arasındaki farka vergi açığı denir. Bu tip farklar, önemli programları finanse etmek isteyen ülkelerin gelirlerinde ciddi riskler yaratabilir. Örneğin, Avrupa Birliği Ekonomi Komisyonu’na göre, 2018’de AB’de tahmini vergi açığı 140 milyar sterlindi, yani toplam gelirin %11’iydi.
Dünya genelinde bütün hükümetler yasal hakları olan gelirleri daha iyi takip ve tahsil etmek için dijitalleşmeyi ve diğer yeni teknolojileri benimsemeyi tercih ediyorlar. Eğer risk konusunu kavrayabilirsek, böyle bir tercihin nedenlerini de daha kolay anlayabiliriz. Biz de bunun için Sovos olarak yeni KDV ortamının daha net bir resmini oluşturmayı hedefledik ve bu bağlamda IDC ile birlikte çalışarak yeni bir rapor oluşturduk: Taming the Value-Added Tax Beast with Technology. Ücretsiz kopyanızı buradan indirebilirsiniz.
Vergi daireleri açısından faydaları
Vergi yolculuğuna atılan hükümetlerin motivasyonunu anladığımıza göre, teknolojinin bu alandaki bazı avantajlarına daha yakından bakabiliriz. Dünya genelinde bütün vergi daireleri aşağıda belirtilen konularda dijitalleşmeyi kullanarak iyileşme sağlayabilir:
Şüpheli tedarik zinciri faaliyetleriyle ve KDV dolandırıcılığıyla mücadele etmek
Gerekli reformlar/değişiklikler üzerinde daha fazla kontrol sağlamak
Daha fazla verimlilik ve otomasyon sağlamak
Uyumluluğun getireceği yükü ve dijital ayak izlerini azaltmak
Sınır ötesi işlemler için ülkeler arasında etkin veri paylaşımı oluşturmak
Ek gelir sağlamak
Bu iyileştirmeler sayesinde hükümetler; süreçlerdeki kör noktaları daha hızlı ve kolay bir şekilde tespit edebilir, vergilerin doğru şekilde ödenip ödenmediğini belirlemek için verileri gözden geçirebilir ve gerektiğinde yaptırım tedbirlerini uygulayabilir.
Neden bu kadar karmaşık?
Bu bilgilerden sonra KDV sisteminde, hükümetleri değişikliğe yönelten nedenleri ve bu tip değişikliklerden edinebilecekleri faydaları net bir şekilde anlayabiliriz. Peki tüm bu teknolojik iyileştirmelere rağmen KDV basitleşmek yerine neden daha da karmaşıklaşıyor? Yeni sistemler, yasalar ve yetkiler geliştikçe KDV’nin daha karmaşık hale gelmesinin birkaç nedeni bulunuyor.
KDV’nin çok yaygın olması ve hükümetlerin konuya yaklaşımlarının birbirinden farklı olması bu karmaşıklığın temel nedenidir. Diğer nedenler ise şunlardır:
KDV iadelerinin ülkeden ülkeye büyük farklılıklar göstermesi
Ülkelerin farklı dilleri arasında çeviri sorunlarının olması
Farklı sektörlerin farklı gereksinimlere ihtiyaç duyması
KDV’ye tabi işlem/hizmet listesinin hızla büyümesi
Tüm ülkeler ve vergi daireleri hem gelirlerini artırmaya hem de vergi açıklarını kapatmaya çalışır. Fakat bu iki sürecin birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır. Her ülkenin kendi öncelikleri vardır. Endüstrileri bulundukları coğrafi bölgeye göre büyük farklılıklar gösterebilir. Dahası, sahip oldukları ekonomik duruşları, gelir akışlarını hızlı ve agresif bir şekilde takip edebilmek konusunda tercihlerine yön verebilir.
Mesele KDV ise, hiçbir zaman varsayımlara göre hareket etmemeli ve kesinlikle risk alınmamalıdır. Sürekli değişen düzenlemelere uyum sağlayabilmek ve denetim veya ceza gibi konularda riskten kaçınmak için en iyi çözüm, bu konuda güncel yerel bilgileri en iyi şekilde aktaracak ve izlenmesi gereken süreçlerde destek verebilecek bir uzmanla birlikte çalışmaktır.
Suudi Arabistan Zekât ve Vergi Genel Müdürlüğü’nün (GAZT) daha önce yayımladığı “E-Fatura Yönetmeliği Hükümlerinin Uygulanmasına Yönelik Kontroller, Gereklilikler, Teknik Özellikler ve Usul Kuralları” başlıklı taslak kurallar, yaklaşan e-fatura zorunluluğu için teknik ve usul gerekliliklerini ve kontrolleri tanımlamayı amaçlıyordu. GAZT kısa süre önce Suudi Arabistan’daki e-fatura kurallarının taslağına son halini verdi ve yayınladı.
Bu arada, Zekât ve Vergi Genel Müdürlüğü (GAZT) ile Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün birleşerek Suudi Arabistan Zekat, Vergi ve Gümrük Kurumu’nu (ZATCA) oluşturması nedeniyle vergi dairesinin adı değişti.
Nihai hale getirilen kurallar, ikinci aşamanın uygulamaya geçiş tarihinin 1 Haziran 2022’den 1 Ocak 2023’e değiştirilmesini de içeriyor. İkinci aşama için B2C (basitleştirilmiş) faturaların vergi dairesinin platformuna bildirilmesi için zaman sınırını açıkladılar.
Nihai kurallara göre, Suudi Arabistan e-fatura sistemi iki ana aşamadan oluşacak.
Suudi Arabistan E-Fatura Sistemi: İlk Aşama
İlk aşama 4 Aralık 2021’de başlıyor ve tüm yerleşik vergi mükelleflerinin e-fatura ve elektronik notlar (alacak ve borç notları) oluşturmasını, değiştirmesini ve saklamasını gerektiriyor.
Nihai kurallar, işletmelerin e-faturaları ve ilgili notları yapılandırılmış bir elektronik formatta oluşturmaları gerektiğini belirtiyor. PDF veya Word formatındaki veriler bu nedenle e-fatura değildir. İlk aşama belirli bir elektronik format gerektirmemektedir. Ancak, bu tür fatura ve notlar gerekli tüm bilgileri içermelidir. İlk aşama, B2C faturalarının bir QR kodu içermesini gerektiriyor.
İlk aşama için e-fatura çözümlerine yönelik bir dizi yasaklanmış işlev vardır:
Kontrolsüz erişim
Faturaların ve kayıtların tahrif edilmesi
Çoklu fatura dizileri
Suudi Arabistan E-Fatura Sistemi: İkinci Aşama
İkinci aşama, vergi mükelleflerinin ZATCA’ya elektronik notlara ek olarak e-fatura iletmeleri için ek gereklilik getirecektir.
Nihai kurallar, ikinci aşamanın 1 Ocak 2023’te başlayacağını ve farklı aşamalarda uygulanacağını belirtmektedir. B2B faturalar için bir takas rejimi öngörülürken, B2C faturaların düzenlendikten sonraki 24 saat içinde vergi dairesi platformuna bildirilmesi gerekmektedir.
İkinci aşama gerekliliklerinin bir sonucu olarak, Suudi e-fatura sistemi 1 Ocak 2023 tarihinden itibaren CTC e-fatura sistemi olarak sınıflandırılacaktır. Tüm e-faturalar UBL tabanlı XML formatında düzenlenmelidir. Vergi faturaları XML veya PDF/A-3 (gömülü XML ile) formatında dağıtılabilir. Vergi mükellefleri basitleştirilmiş faturaları dağıtmalıdır (örn. B2C) kağıt formunda.
İkinci aşamada, uyumlu bir e-fatura çözümü aşağıdaki özelliklere sahip olmalıdır:
Fatura sıra numarasına ek olarak Evrensel Benzersiz Tanımlayıcı (UUID) oluşturulması
Düzenlenen her fatura ve elektronik not için artan, kurcalamaya dayanıklı fatura sayacı
Mükelleflerin e-faturaları ve elektronik notları kaydetmelerini ve bunları dahili ve harici arşivde arşivlemelerini sağlayan bazı işlevler içerir
Her bir e-fatura veya elektronik senet için kriptografik damga oluşturulması
Oluşturulan her e-fatura veya elektronik not için bir hash oluşturma
QR kodu oluşturma
İkinci aşama, ilk aşamada belirtilen gerekliliklerin yanı sıra e-fatura çözümleri için ek yasaklanmış işlevler de getirecektir:
Zaman değişimi
Damgalama anahtarının ihracatı
Suudi Arabistan’ın e-fatura sistemi için sırada ne var?
Nihai kuralların yayınlanmasının ardından ZATCA, sektördeki ilgili paydaşları bilgilendirmek üzere çalıştaylar düzenliyor.
Bu noktada bazı ayrıntılar belirsizliğini koruyor, ancak Suudi yetkililer e-fatura sisteminin uygulanmasına ilişkin uzun vadeli hedeflerin iletişiminin yanı sıra açık belgeler sunma ve her aşama için yayınlanan belgelere ilişkin geri bildirim fırsatları sağlama konusunda çok başarılı oldular. Yakın gelecekte gerekli rehberliğin sağlanmasını bekliyoruz.
Türkiye Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) e-fatura ve e-arşiv faturalarının iptal ve itiraz bildirim işlemlerine ilişkin yeni kılavuzlar yayımladı. “e-Fatura Uygulaması İptal, İhtar/İtiraz Bildirim Kılavuzu” ve “e-Arşiv Uygulamaları (e-Arşiv Fatura, e-SMM) İptal, İhtar/İtiraz Bildirim Kılavuzu” olmak üzere iki kılavuzda güncelleme yapıldı.
Güncellenen kılavuzlar, e-fatura ve e-arşiv faturalarına yapılacak itirazlar ve bunların GİB’e bildirimlerine ilişkin yeni prosedürler konusunda vergi mükelleflerini bilgilendirmeyi amaçlıyor. Değişen itiraz prosedürü ile birlikte e-arşiv uygulamasının şemasında da değişikliğe gidildi. Henüz bir değişiklik yapılmamış olsa da yakın gelecekte e-fatura uygulamasının şemasında da değişikliğe gidilmesi söz konusu olabilir. Güncellenen kılavuzlarda düzenlenen e-fatura ve e-arşiv faturalarına yapılacak itirazlar için GİB portalının kullanılabileceği belirtildi.
Güncellenen kılavuzlar neden önemli?
Temmuz 2021’den itibaren elektronik ortamda düzenlenen belgeler, BA (Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu) ve BS (Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu) formlarda belirtilmeyecek. BA ve BS formları, toplam fatura tutarının 5.000 TL ve üzeri olduğu durumlarda düzenlenen veya alınan faturaların periyodik olarak raporlanması amacıyla oluşturulur. Tüm limited ve anonim şirketler, bildirimde bulunmaları gereken faturalar olmasa bile bu formları oluşturup GİB’e göndermekle yükümlüdür.
Kısa süre önce GİB, elektronik olarak düzenlenen belgelerin BA ve BS formlarında gösterilmeyeceğini ve bunun yerine denetim (e-fatura) ve raporlama (e-arşiv) sürecinde doğrudan GİB’e raporlanacağını belirten yeni bir kanun hükmü yayımladı. Elektronik olarak düzenlenen faturalara ait verilerin gerçek zamanlı olarak GİB’e gönderildiği göz önüne alındığında, mükellefler BA ve BS formları aracılığıyla elektronik düzenlenen faturaların bildirimini yapmaktan kurtarılarak ilgili verilerin yalnızca bir kez toplu şekilde alınacağı daha verimli bir sistem oluşturuluyor.
Mevcut durumda e-belgeler yukarıda belirtilen formlarda belirtilmeyecek. Ancak, GİB’in her bir mükellefe ait doğru fatura bilgilerine sahip olabilmesi için mükelleflerin, nihai faturaların hangileri olduğunu bildirmesi ve gönderilen veriler değerlendirilirken itiraz veya iptal edilen belgelerin dikkate alınmaması gerekiyor.
İptal süreci halihazırda GİB’in temel e-fatura ve e-arşiv portalı üzerinden gerçekleştiriliyor olsa da, dışarıdan yapılan itiraz talepleri (noter, taahhütlü mektup veya kayıtlı e-posta sistemi aracılığıyla) düşünüldüğünde GİB, tüm itirazları görebilme imkanına sahip değildir. Dolayısıyla bu durum, GİB’in (itiraz nedeniyle) iptal edilen bir belgeyi düzenlenmiş olarak kabul etmesi ve vergi mükelleflerinin kayıtları ile GİB’in vergi tahsilatı için kabul ettiği veriler arasında tutarsızlıklara yol açması riskine neden olabilmekteydi.
Bu nedenle artık mükellefler, kayıtları ile BA ve BS formları arasında herhangi bir tutarsızlık olmaması için itiraz taleplerini GİB’e bildirmekle yükümlüler. Uygulamanın nihai amacı, gelecekte BA ve BS formlarının GİB tarafından tamamen otomatik şekilde doldurulmasıdır.
Yeni süreç nasıl işliyor?
Türk Ticaret Kanunu’na göre itiraz veya iptal taleplerinin sekiz gün içinde yapılması gerekiyor. Alıcı ve satıcılar, GİB sistemi dışında yapılması gereken (noter, taahhütlü mektup veya kayıtlı e-posta sistemi aracılığıyla) ve GİB sistemine kaydedilmesi gereken itiraz talebinde bulunabilirler.
E-arşiv uygulaması için ise satıcıların itiraz talebini GİB’e bildirebilecekleri iki yol bulunuyor. Bunun için isterlerse (otomatik olarak) e-arşiv uygulamasını kullanabilir, isterlerse de itiraz taleplerini GİB’in portal sistemine girebilirler. Alıcılar, GİB portalından bu talepleri görebilir ve zorunlu olmamakla birlikte, isterlerse yanıt verebilirler. e-Serbest Meslek Makbuzlarına (e-SMM) iliskin itiraz bildirimleri de e-arşiv uygulaması üzerinden yapıldığı için aynı itiraz kuralları bunlar için de geçerlidir.
E-fatura uygulamasında herhangi bir değişiklik olmadığı için satıcıların veya alıcıların e-fatura uygulamalarını kullanarak GİB’e bildirimde bulunmaları mümkün değil. Mevcut durumda e-fatura itirazlarını yalnızca GİB portal sistemi üzerinden GİB’e bildirebiliyor. Mükellefler de itiraz taleplerine sadece portal sistemi üzerinden cevap verebiliyor.
Sırada ne var?
Her ne kadar GİB, iptal ve itiraz taleplerinin dijitalleştirilmesine yönelik bir adım atmış olsa da, bu işlemlerin otomatik olarak gerçekleştirilmesinin bir yolu yok. Dijitalleştirilen itiraz sürecinin ülkede hayata geçirilmesinden önce, yetkililerin süreci otomatikleştirmeye ve geçerli mevzuatı yürürlüğe koymaya veya değiştirmeye yönelik daha sofistike bir yaklaşım benimsemesi gerekiyor.
Sonlanması Öngörülen ve Yeni Başlayacak Teşviklerden Haberdar Olun
Çalışan sayısında herhangi bir sınırlama olmaksızın, küçük ve büyük ölçekli tüm işletmeler her ay sigortalı çalışanları için yatırdığı sigorta priminde teşvik, destek ve indirimden faydalanarak personel maliyetlerinden tasarruf edebilirler.
Kovid-19 salgını ile mücadele kapsamında geçtiğimiz yıl özel şirketlere birçok destek sağlayan SGK, 2021 yılında da yeni teşvikler oluşturarak desteklerini sürdürüyor. Bazı Teşvikler ise sonlandırılıyor; bu teşviklerden yararlanmak için son fırsatı kaçırmayın.
Firmaların yararlanmaya devam edeceği ve yeni başlayacak teşvikleri anlattığımız webinarımızın kaydını izleyebilirsiniz.
Ajanda:
Hangi Teşvikler Ne Zaman Sonlanacak?
Kısa Çalışma Ödeneği ve Nakit Ücret Desteği Sürelerinde Uzatma Olacak Mı?
2020 yılının Türkiye için dijital dönüşümün artacağı bir yıl olması öngörülürken, Covid-19 salgını ile geçen süreçte, dijitalleşmede 10 yılda görülmesi beklenen gelişmeler son bir yıl içinde gerçekleşmiştir.
Bu kapsamda şirketler bir yandan zorunlu e-belge kullanımına geçerken bir yandan da dijital dönüşüm kapsamında e-belge uygulamalarını gönüllü olarak kullanmaya başlamıştır. Salgın nedeniyle e-ticaret sektöründe yaşanan yoğunluk ve ilgi nedeniyle de e-belge kullanımında ciddi oranda bir artış görülmektedir. Şirketlerin, e-dönüşüm uygulamalarının özellikle zaman, maliyet ve iş gücü açısından verimliliği artırdığını keşfetmesiyle e-belge türlerine olan talep ciddi oranda artmaya devam etmektedir.
Dijital Dönüşüm 2021’de de Hız Kesmeyecek
2021 yılı içerisinde GİB tarafından regülasyon değişikliği ile açıklandığı üzere mevcut uygulamaların kapsamları genişletilmiştir. Bu doğrultuda “E-Fatura Uygulamasına Geçiş Zorunluluğu” kapsamına Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalayan sağlık hizmeti sunucuları ile medikal malzeme ve ilaç/etken madde temin eden tüm mükellefler dahil edilmiştir. Bunun yanı sıra e-döviz alım satım belgesinin (E-Dasb) kapsamı da genişletilmiştir. E-adisyon ile ilgili eşik sınırının ve zaman çizelgelerinin ise GİB tarafından ilan edilmesi beklenmektedir. E-gider pusulası, zorunlu belgeler kapsamına dahil olmasa da önümüzdeki yıllarda kullanım alanı artabilecek e-belge türleri arasında yer aldığı söylenebilir.
Dijitalleşmenin artan etkisi
Dijitalleşmenin artan etkisiyle şirketlerin, zorunluluk kapsamında ya da tamamen gönüllü olarak iş süreçlerinde dijital dönüşüme yöneleceği öngörülmektedir. Verginin günden güne dijitalleşmesi ise şirketleri dijital dönüşüme uyum sağlamaya iten bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Şirketler vergilendirme, işlem uyumu için sürekli kontrol, vergi raporlama ve vergiye ilişkin daha pek çok konuda eksiksiz ve bağlantılı çözümlere erişmek için servis sağlayıcıları ile iş birliğini tercih etmektedir. Dijital dönüşüm şirketlere zaman, maliyet ve iş gücü açısından verimlilikte artış getirirken, global servis sağlayıcılarını çözüm ortağı olarak seçen şirketler hem yurt dışında hem de yurt içinde faaliyet gösterdikleri alanlarda daha avantajlı konuma gelmektedir.
Harekete Geçin
Dijital dönüşümde 2021 yılı sonuna kadar beklenen değişiklikleri ve bu değişikliklerin şirketler üzerindeki olası etkilerini Satış Direktörümüz Ali Bulut Vision 2021 yayınında ele aldı. Detaylara hemen ulaşın.
Vergi Usul Kanunu kapsamında 509 sayılı Genel Tebliğ’de yapılan değişikliğe göre sağlık hizmeti sunucuları ile medikal malzeme ve ilaç ya da etken madde temin eden tüm mükelleflerin 1 Temmuz 2021 tarihi itibarıyla e-Fatura uygulamasına geçeceği açıklandı.
Sağlık sektöründe e-fatura ve e-arşiv fatura uygulamalarına geçiş zorunluluğunun kapsamı
Resmî gazetede yayımlanan ve yürürlüğe girecek olan uygulama Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalayan sağlık hizmeti sunucularını, medikal malzemelerin yanı sıra ilaç, etken madde temin eden tüm mükellefleri kapsayacak.
Bu kapsamda;
Hastaneler, tıp merkezleri, dal merkezleri, diyaliz merkezleri
Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı diğer özelleşmiş tedavi merkezleri
Tedavi merkezleri, tanı, tetkik ve görüntüleme merkezleri
Laboratuvarlar, eczaneler, tıbbi cihaz ve malzeme tedarikçileri
Beşerî tıbbi ürün sunan veya üreten özel hukuk tüzel kişileri ve bunların tüzel kişiliği olmayan şubeleri, ecza depoları vb. kuruluşlar dahil olacak.
Sağlık sektöründe e-fatura ve e-arşiv fatura uygulamalarına geçiş süreci
Bu kapsamda kuruluşlar 1 Temmuz’dan itibaren e-fatura uygulamasına geçecek. Bu tarihten sonra Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalayan kuruluşların ise SGK’ya fatura düzenlemeye başlamadan önce e-fatura uygulamasına geçmeleri gerekecek.
1 Ocak 2020’den sonra e-Fatura uygulamasına dahil olanlar ise e-Fatura uygulamasına geçilen tarihte e-arşiv faturaya geçmek zorunda olduğundan, belirtilen kuruluşların 1 Temmuz´da e-arşiv faturaya da geçmesi gerekmektedir.
E-fatura ve e-arşiv fatura geçişinin sağlık sektörüne katkısı
Dijitalleşme süreci, Covid-19 salgını ile özellikle sağlık sektörlerinde artan fiziksel teması en aza indirgeyecek. Bunun yanı sıra kuruluşların fiziki belge hazırlama ve depolama yükünü de azaltacak.
Diğer yandan SGK’ya fatura kesen kurumlar için de elektronik fatura ve e-arşiv fatura uygulamaları ile faturaya dair tüm süreçlerin elektronik ortama taşınması sayesinde ödeme, tahsilat gibi işlemler daha hızlı ve verimli hale gelecek.
Elektronik faturalama sürecini GİB Portal üzerinden veya özel entegratör aracılığıyla yürüten kurumlar, belgelere kolay erişim, verimlilik ve süreklilik gibi faydalara erişebilecek.
Kurumlar için en büyük gider kalemlerinden biri olan çalışan maaşları, net ücret üzerinden hesaplansa da, SGK ve vergi eklemeleri ile birlikte ele alındığında ön görülenden yüksek meblağlara ulaşabilir.
Çalışan Maliyeti Hesaplanması
Çalışan maliyetinin hesaplanmasındaki ilk kalem, brüt ücrettir. Brüt ücret; net maaş, gelir vergisi, damga vergisi ve işsizlik ve SGK işçi primlerinin toplanmasıyla elde edilmektedir.
Ancak, çalışanın kuruma maliyeti, sadece brüt ücret olmamaktadır. Firmanın bir çalışan için ödediği miktar, SGK işveren payı ve brüt maaşın toplanması ile elde edilir.
İşsizlik primleri ve SGK, tavan ve taban meblağları arasında hesaplanır:
SGK primleri; %20,5 işveren pirimi, %14 işçi payı uygulanarak toplamda %34,5 olarak uygulanır. İşsizlik primleri; %2 işveren pirimi, %1 işçi payı uygulanarak toplamda %3 olarak hesaplanır.
Toplamda %22,5 işveren pirimi, %15 işçi payı olduğunda; sonuç olarak toplamda %37,5 oran uygulanır.
Kurumlar, sunulan teşviklerden yararlanarak, personel sayılarını arttırırken aynı zamanda çalışanlarına ait maliyetlerden tasarruf sağlayabilmektedir.
Şirketler eğer tüm personel bildirgelerini zamanında gönderirlerse ve SGK’ya ödemeleri gereken prim, idari para cezası aynı zamanda şirketlerin bunlara ilişkin gecikme zammı ve gecikme cezası bulunmuyorsa; bildirgeyi gönderirken 5510 sayılı kanunu seçmeleri önem arz etmektedir.
Bu kapsamda dikkat edilmesi gereken başlıklar şu şekildedir:
Çalıştırılan sigortalı işçiler için aylık olarak düzenlenen hizmet ve prim belgelerinin, yasal süreler göz önünde bulundurularak SGK’ya verilmesi
Tüm sigortalıların sigorta primlerinin, sigorta hisselerince belirlenen tutarına karşılık gelecek şekilde hazineden karşılanamayan ve dolayısıyla işverenin kendisine ait olan tutarın yasal süre içinde ödenmesi
SGK, idari ceza, prim, gecikme cezaları ve gecikme borç zammının bulunmaması gereklidir.
6111 Sayılı Sigorta Prim Teşviki
6111 Sayılı Sigorta Prim Teşviki şirketlerin son 6 aydaki ortalama çalışan sayısına göre hesaplanmaktadır. Kurumların bu teşvikten faydalanması için şu koşullara sahip olması gerekir:
Eğer sigortalı 18 yaşından büyük ise,
Son 6 aydır işsiz ise,
Ortalama sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılıyorsa,
Yasal ödeme süresi geçmiş SGK borcu bulunmaması
İşbaşı Eğitim Programı Teşviki
İşbaşı Eğitim Programı’nı tamamlayan çalışanların, eğitim aldıkları meslekte, programı tamamladıkları tarihten itibaren 3 ay içerisinde, ortalama çalışan sayısına ilave olarak istihdam oluştuysa, SGK işveren payları İşsizlik Sigortası Fonu tarafından karşılanmaktadır.
7103 Sayılı Kanun Gelir Vergisi Stopaj Teşviki
Kurumların bu teşvikten faydalanması için şartlar şu şekildedir:
1/1/2018 ila 31/12/2020 tarihleri arasında işe alınmış olması,
Türkiye İş Kurumu’na kayıtlı işsiz olması,
İşe alındıkları aydan önceki üç ayda toplam 10 günden fazla 4/1-a, b, c Ek-6 ve Ek-9. madde kapsamında sigortalı olmamaları,
Özel sektör işvereni olması,
Sigortalının işe alındığı yıldan bir önceki takvim yılında işe alındığı işyerinden Kuruma bildirilen APHB’de kayıtlı sigortalı sayısının ortalamasına ilave olarak çalıştırılması,
APHB’nin yasal süresi içinde Kuruma verilmesi,
Tahakkuk eden primlerin yasal süresi içinde ödenmesi,
Yasal ödeme süresi geçmiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi, idari para cezası ile bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarının bulunmaması,
Çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirdiği sigortalıları fiilen çalıştırmadığı yönünde herhangi bir tespitin bulunmaması,
İhale konusu iş üstlenilmemiş olması, şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Harekete Geçin
Personel maliyetinden tasarruf etmenizi sağlayarak işletmenizin kalkınmasına katkıda bulunan Sovos SGK Teşvik çözümümüz ile geçmiş dönem teşviklerinizi eksiksiz hesaplayarak, SGK beyannamelerinizi düşürebilirsiniz.
Her geçen gün gündelik hayatımızdaki yerini genişleten dijitalleşme, Covid-19 etkisi ile geçerlilik alanını iyice artırmış durumda.
Dijital dönüşüm sayesinde verimliliğini artırmak isteyen şirketler, gelişen vergi teknolojilerini iş süreçlerine dâhil ederek kaynaklarını daha etkin kullanıyor.
Şirketler e-fatura zorunluluk kapsamında olmasalar da e-belge uygulamalarını operasyonel süreçlerinin bir parçası olarak zaman, maliyet ve kaynaklardan tasarruf etmek için kullanıyorlar.
Sovos Türkiye Satış Direktörü Ali Bulut e-dönüşümün verimliliğe katkılarını değerlendirdi.
E-dönüşüme duyulan ihtiyaç
E-dönüşüm Türkiye için yeni bir kavram değil. Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) tarafından düzenli olarak yayımlanan yeni regülasyonlarla e-dönüşüm yolculuğu sürekli olarak gelişiyor ve yaygınlaşıyor.
Yeni e-belge türleri zorunluluk kapsamına girdikçe ve işletmeler gönüllü ya da zorunlu şekilde e-belge kullanmaya başladıkça, e-dönüşüm hızla yayılmaya devam ediyor.
E-dönüşümün dünyada ortaya çıkışı vergi kayıplarının önlenmesine, vergi denetim ve kontrollerin artırılmasına dayanıyor. Yıllar içinde geldiğimiz noktada e-dönüşüm, devletlerin vergi otoritelerine sağladığı faydanın yanı sıra şirketler için de önemli bir fayda sağlıyor: Verimlilik.
Şirketler için verimlilik ve e-dönüşüm
Verimliliği arttırmak, her ölçekteki şirket için başlıca hedeflerden birisidir. Beyaz ve mavi yakalı çalışanların yanında ‘metal yakalılar’ da artık iş süreçlerine eklendi. Dijital dünyanın hızına yetişmek ve teknolojiyi şirketin faydaları doğrultusunda yönlendirebilmek için robotlardan, yapay zekâya dayalı çözümlerden ve akıllı teknolojilerden yararlanmak kaçınılmaz.
Şirket performansı üzerindeki doğrudan etkisi nedeniyle birçok şirket avantajlarından yararlanmak için gönüllü olarak e-dönüşüme geçmeyi tercih ediyor. Rakiplerinin önüne geçmek, fark yaratmak, iş hacmini ve performansını geliştirmek isteyen şirketler hızla e-dönüşüme yöneldi.
İlerleyen süreçte e-dönüşüm uygulamalarının hem daha da çeşitleneceğini hem de yaygınlaşacağı öngörülüyor. Vergi otoritelerinin açıklayacağı yeni regülasyonlarla e-belgelerin kapsamı uygulama ve mükellefler açısından genişleyecektir.
Henüz e-dönüşüm ile tanışmamış şirketlerin de iş süreçlerinde zaman, maliyet ve iş gücü verimliliklerini artırmaları için e-dönüşüm talepleri artarak devam edecektir.
Harekete Geçin
Türkiye’nin Dijital Vergi Dönüşüm Yolculuğu e-kitabımızı indirerek Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerin e-dönüşüm gereksinimleri hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Bu sene de 2020 yılı gibi vergi mükelleflerinin çeşitli e-belgelere zorunlu geçiş yaptığı bir yıl oluyor. Oldukça iddialı dijital vergi dönüşüm planına sahip olan Türkiye, belirli aralıkla yayımladığı tebliğ ve kurallarla dijital dönüşüm sürecini kesintisiz devam ettiriyor.
Vergi mükelleflerinin en güncel değişikliklerden haberdar olabilmek adına yeterli zaman ve kaynak ayırmaları gerekiyor fakat bu yoğun iş takvimleri içerisinde her zaman mümkün olamayabiliyor.
Gerekli tüm bu bilgilere değinerek E-Dönüşüm uygulamalarındaki son güncellemeleri ve vergi mükelleflerinin dikkat etmeleri gereken kuralları webinarımızda anlattık.
Ajanda:
Türkiye’nin E-Dönüşüm Yolculuğu
Tebliğ Değişikliğinin Getirdiği Yenilikler ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
Dijitalleşmeyi erken benimseyen ülkelerden biri olan Türkiye, KDV kontrolünün kapsamını genişletiyor. Türkiye, KDV uygulamasını daha etkin hale getirmek için işletmelerden gerçek zamanlı finansal veri toplama konusunda ülke olarak başarılı oldu.
Bu gelişme, dijital vergi dönüşümünde yeni gereksinimler doğuruyor.
Dijital vergi ortamının bu sürekli değişen ve gelişen ortamında ilerlemek, Türkiye’de ticari faaliyet yürüten şirketler için zorlayıcı olabiliyor.
Bu e-kitapta neler bulacaksınız:
Global sürekli işlem denetimi güncellemeleri
Türkiye’nin dijital vergi kontrolü dönüşümündeki ilerlemesi
Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde değişiklik yapılmasına dair yayımlanan Tebliğe göre gelecek beklentilerinin değerlendirilmesi
E-Ii̇tabi İndi̇ri̇n
Global sürekli işlem denetimleri
Gerçek zamanlı denetim modeli, ilk olarak 21.yüzyılın başlarında Latin Amerika’da başladı. Türkiye bu modeli on yıl sonra benimsedi. CTC sistemleri, gerçek zamanlı veya gerçek zamanlıya yakın dijital raporlama ve e-fatura uyumluluğu için bir gereklilik.
Türkiye’nin dijital vergi yolculuğu
E-fatura sistemi, Türkiye’ye 2012 gibi erken bir tarihte geldi. 2012’den bu yana e-fatura zorunluluğu, dijital vergi dönüşümünü hızlandırmak için uygulamaya konan yeni zorunluluklarla birlikte kademeli olarak gelişti.
GİB ise dijital vergi kontrolü uygulamalarında yaptığı yeniliklere devam ediyor. 9 Şubat 2021’de 509 no ́lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde değişiklik yapılmasına dair yayımlanan Tebliğ ile mevcut regülasyonlara bazı değişiklikler getirildi:
E-dönüşüm uygulamalarından biri: E-Gider Pusulası
2022 için şimdiden hazırlık: E-Döviz Alım Satım Belgesi
Yeni bir belge türü: E-Adisyon
E-dönüşümde devrim Güvenli Mobil Ödeme ve Elektronik Belge Yönetim Sistemi
Kovid-19 salgının ekonomi üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri azaltmak ve faaliyetleri sekteye uğrayan özel sektörü desteklemek için 2020 içinde geliştirilen teşvik ve destek paketlerinin benzerleri 2021’de de sürüyor. Sağlanan destekler sayesinde işyerlerinin maliyetleri azalırken, istihdamın korunması ve artırılması için de katkı oluşturuluyor.
SGK, Normalleşme Teşviki ile İstihdama Dönüş ve Artı İstihdam prim destekleriyle özel sektör için 2021 yılında da önemli katkılar oluşturmaya devam ediyor. SGK, sağladığı teşviklerle Kovid-19 salgınından önemli derecede olumsuz etkilenen özel sektörü güçlendirirken sigortalı çalışanlara da desteklerini sürdürüyor.
7252 Normalleşme Teşviki
Kovid-19 ile mücadele kapsamında sağlanan önemli desteklerden biri de Normalleşme Teşviki. Bu destekten yararlanan işyerlerinde sigortalılar için Kısa Çalışma Ödeneği (KÇÖ) ve Nakdi Ücret Desteği (NÜD) uygulamaları sonlanmış olur. Nakdi ücret desteği 2021 yılı tutarı 39,24 * 1,2156 = 47,70 TL şeklinde hesaplanır.
1 Temmuz 2020 tarihi öncesinde kısa çalışmaya başvurmuş olan işverenler, normal çalışmaya geçtikten sonra ihtiyaç duyulması durumunda çalışanlarını yeniden kısa çalışmaya geçirebilirler. Bunun için sigortalının kısa çalışmaya başvurulan ilk listede yer alması yeterli olur. Bu durumda, 1 Temmuz 2020 tarihi öncesinde kısa çalışma listesinde yer alan sigortalılar uzatılan dönemlerde de kısa çalışmadan yararlandırılabilir.
Bu çerçevede, Normalleşme Teşviki kapsamında işlem gören bir sigortalının, tekrardan KÇÖ ya da NÜD uygulamasından yararlanmaya başlaması durumunda teşvik durdurulur. Bu durumda sigortalı KÇÖ ya da NÜD almaya başlar. Sigortalının KÇÖ veya NÜD uygulaması tekrar sona erdiğinde sigortalı kalan süre kadar Normalleşme Teşviki’nden yararlandırılabilir. Normalleşme Teşviki KÇÖ ya da NÜD uygulamalarının sonlandırıldığı ayı takip eden aydan itibaren başlatılır ve 6 ay boyunca uygulanabilir.
Diğer taraftan, Normalleşme Teşviki’nden yararlandırılmada KÇÖ veya NÜD uygulamalarının sonlandırılması veya yeniden uygulanmaya başlanması durumları sigortalı bazında dikkate alınmaktadır. Bu teşvikten yararlanmak için;
1 Temmuz 2020 tarihinden önce kısa çalışma başvurusunun olması gereklidir.
KÇÖ’den yararlanan sigortalılardan dolayı başvuru yapılabilir.
İşyerindeki kısa çalışmanın sona erdirilmesi ve haftalık normal çalışma sürelerine dönülmüş olması gerekir.
Kısa çalışmanın sona erdiği tarihi takip eden aydan itibaren 6 ay süreyle verilir.
Her bir ay için sağlanacak teşvik, sigortalının KÇÖ aldığı aylık ortalama gün sayısını geçemez.
NÜD uygulaması olan işverenlerin, 1 Temmuz 2020 tarihinden önce NÜD başvurularının olması gerekir.
NÜD’den yararlanan sigortalılardan dolayı başvuru yapılabilir.
Sigortalının NÜD uygulamasının sona erdirilip haftalık normal çalışma süresine dönmüş olması gerekmektedir.
Kısa çalışmanın sona erdirildiği tarihi takip eden aydan itibaren 6 ay süreyle verilecektir.
Her bir ay için sağlanacak teşvik, sigortalının NÜD aldığı aylık ortalama gün sayısını geçemez.
Sosyal güvenlik destek primine tâbi (emekli) çalışanlar, ev hizmetlerinde çalışanlar ve yurt dışında çalışanlar bu teşvikten yararlanamazlar.
17256 İstihdama Dönüş Prim Desteği
7256 sayılı kanunun 12. maddesi ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen geçici 27. madde ile getirilen ve “İstihdama Dönüş Prim Desteği” olarak da adlandırılan 17256 sayılı kanun kapsamında işverenlere 2021 yılı için prim ödeme gün sayısının günlük 44,15 TL ile çarpımı sonucu bulunan tutar olan 44,15 * 1,2156 = 53,67 TL kadar destek verilecektir.
4447 sayılı kanunun geçici 27. maddesinin yürürlüğe girdiği 1 Aralık 2020 tarihinden itibaren 4857 sayılı İş Kanunu’nun geçici 10. maddesinde yer alan fesih yapılamayacak süreyi geçmemek üzere her ay prim desteğinden yararlanılacaktır. İstihdama Dönüş Prim Desteği’nden yararlanmak isteyen işyerlerinin aşağıdaki koşulları yerine getirmesi beklenir.
1 Ocak 2019 ile 17 Nisan 2020 tarihleri arasındaki dönemde iş veya hizmet sözleşmesinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler dışında sona ermesi (29 kodu hariç) veya hizmetleri SGK’ya bildirilmeksizin 1 Aralık 2020 tarihi itibariyle istihdam edilmeye devam edilmesi şartı aranmaktadır.
İş sözleşmelerinin sona erdiği ya da halihazırda çalışmakta oldukları en son özel sektör işyeri işverenine 1 Aralık 2020 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında başvuruda bulunulması gerekmektedir. Ayrıca sigortalıların 1-31 Aralık 2020 içinde işe alınmış olmaları gerekir.
Söz konusu prim desteğinden özel sektördeki işyerleri yararlanır ve başvurular bu işyerleri üzerinden yapılır. Sigortalının işe başvurduğu tarih itibariyle sosyal güvenlik kuruluşlarından emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanmamış olması ve yabancı ülke vatandaşı olmaması gerekmektedir.
Destekten yararlanılan sigortalı sayısının yarısı kadar sigortalının her birinin ayrı ayrı olmak üzere destek süresinin sona ermesinden itibaren, bu sigortalıların destekten yararlandıkları ortalama süre kadar fiilen çalıştırılması gerekmektedir.
27256 Artı İstihdam Prim Desteği Teşviki
2019 Ocak ve 2020 Nisan dönemlerine ait aylık prim hizmet belgelerinde, en az sigortalı bildirilen aydaki çalışan sayısına ilave olarak veya 17 Nisan 2020 tarihinden sonra ilk defa SGK kapsamına alınan ya da daha önce tescil edildiği halde 2019 Ocak ve 2020 Nisan dönemlerinde sigortalı çalıştırılmaması nedeniyle aylık prim hizmet belgesi vermeyen işyerlerinde 1 Aralık 2020 tarihinden itibaren işe alınanların fiilen çalıştırılmaları halinde işverenlere Artı İstihdam Prim Desteği Teşviki sağlanacaktır.
27256 teşviki 2021 yılı tutarı 44,15 * 1,2156 = 53,67 TL olarak hesaplanır. Bu teşvikten yararlanmak için;
Sigortalıların 1 Aralık 2020 ile 4857 sayılı kanunun geçici 10. maddesinde yer alan fesih yapılamayacak sürenin son günü arasında işe alınmış olması gerekir.
Sigortalının 1 Ekim 2020 tarihi itibariyle SGK’ya verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde kayıtlı olmaması şartı aranır.
Sigortalının işe giriş tarihi itibariyle sosyal güvenlik destek primine tâbi çalışmaması, yaşlılık aylığı almaması ve yabancı olmaması zorunludur.
Sigortalının fiilen çalıştırılması ve özel sektör işyerine bağlı olması gerekir.
Sigortalının 2019 Ocak ile 2020 Nisan aylarında/dönemlerinde, kuruma uzun vadeli sigorta kollarına (MYÖ) tâbi olarak en az sayıda bildirim yapılan aydaki/dönemdeki sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılması zorunluluk kapsamındadır.
Destekten yararlanılan sigortalı sayısının yarısı kadar sigortalının her birinin ayrı ayrı olmak üzere, destek süresinin sona ermesinden itibaren, destekten yararlandıkları ortalama süre kadar fiilen çalıştırılması gerekmektedir.
Yararlanabileceğiniz SGK Teşviklerini anlattığımız blog serimizin 1. bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.
Harekete Geçin
Personel maliyetinden tasarruf etmenizi sağlayarak işletmenizin kalkınmasına katkıda bulunan Sovos SGK Teşvik çözümümüz ile geçmiş dönem teşviklerinizi eksiksiz hesaplayarak, SGK beyannamelerinizi düşürebilirsiniz.
SGK teşvikleri, şirketlerin maliyetlerinden tasarruf sağlarken istihdamı arttırmaları açısından da önemli bir rol oynuyor. SGK, uyguladığı istihdam teşvikleriyle özel sektöre maliyet desteği sunarken istihdamın artması için de olumlu katkıda bulunuyor.
2020 yılı içerisinde çeşitli istihdam teşvikleri açıklayan SGK, Kovid-19 salgını ile mücadele kapsamında istihdamın korunması ve artırılması için destekler sağlamıştı. 2021 yılında da SGK istihdam teşvikleri sağlamaya devam ediyor.
Söz konusu istihdam teşviki 1 Ocak 2018 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında işe alınan sigortalılar için kullanılacak. İlave istihdam teşvikinden faydalanmak için bu tarihler arasında işe alınan sigortalının İŞKUR’a kayıtlı işsiz olması gerekiyor.
Teşvikten yararlanmak için gereken diğer şartlar ise şu şekilde:
Son üç aylık dönemde, 10 günden fazla sigortalı bildirilmemiş olması gerekiyor.
Bir önceki takvim yılında bildirilen sigortalı sayısına ilave olmalı.
Destek tutarı hesabında sigortalı ve işveren hissesi primleri dikkate alınacak.
İmalat ve bilişim sektöründe destek tutarı, sigortalının bildirilen prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanır. Ancak destek tutarı, günlük brüt asgari ücret ve sigortalının prim ödeme gün sayısının hesaplanması sonucu bulunacak tutarı geçemez.
Diğer sektörlerde destek tutarı, brüt asgari ücret (prime esas kazanç alt sınırı) üzerinden hesaplanır.
1 Ocak 2018 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında kanun kapsamına alınan işyerleri ve daha önce tescil edildiği halde ortalama sigortalı sayısının hesaplandığı yılda sigortalı çalıştırılmaması nedeniyle beyanname vermeyen işyerleri, 1 Ocak 2018 tarihinden sonra ilk defa sigortalı bildiriminde bulunulan ayı takip eden üçüncü aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesinden itibaren bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre kadar bu destekten yararlandırılır.
Bu istihdam teşviki kapsamından 2017 yılında sigortalı sayısı ortalaması 1 ila 3 olan, imalat sektöründe faaliyet gösteren işyerleri faydalanır. Teşvikten yararlanmak için gerekli diğer koşullar ise;
İlgili işyerlerinin ustalık belgesine sahip olması,
İşe alınan işçinin, son 3 aylık dönemde 10 günden fazla sigorta girişi bildirilmemiş olması,
Bir önceki takvim yılında bildirilen sigortalı sayısına ilave yapılması.
İşsizlik Ödeneği Alanlara Teşvik
4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 50. maddesi kapsamında yayımlanan genelge uyarınca; kapsama giren sigortalı için, işsizlik ödeneğine hak kazandığı süre boyunca kısa vadeli sigorta primlerinin %1’i ile, uzun vadeli sigorta primleri ve genel sağlık sigortası priminin tamamı, kalan işsizlik ödeneği süresince İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacaktır.
Bu teşvikten yararlanmak isteyen işyerleri;
Primlerini yasal süresi içinde ödemekle yükümlüdür.
Aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresinde vermelidir.
Sigortalıları, işe alındığı tarihten önceki son altı aylık dönemde kuruma bildirilen sigortalı sayısının ortalamasına ilave olarak çalıştırmalıdır
6111 Sayılı Genç, Kadın ve Mesleki Belge Sahibi Olanların İstihdamına Yönelik Teşvik (Geçici 10. Madde)
4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun geçici 10. maddesine göre ilan edilen genelge uyarınca, özel sektör işverenleri için 1 Mart 2011 ve 31 Aralık 2020 tarihleri arasında işe aldıkları sigortalıların sigorta primi işveren payının tamamı, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacaktır.
Teşvikten yararlanmak isteyen işyerlerinde şu şartlar aranıyor:
Aylık prim ve hizmet belgesi kuruma yasal süresinde verilmiş olmalı. Primler yasal süresi içinde ödenmeli ve kayıt dışı sigortalı çalıştırılmamalıdır.
Şirketlerin borcu varsa, bu borçlar yapılandırılmış veya taksitlendirilmiş olmalıdır. Prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme zammı ve ceza borcu bulunmamalıdır.
Yararlanma süreleri erkeklere ve kadınlara, sahip olunan belgelere ve yaşa göre değişmektedir.
6645 Sayılı Mesleki Eğitim Alanlara İlave İstihdam Teşviki
Bu teşvikten yararlanmak isteyen şirketlerin 6 aylık çalışan sayısına ilave istihdam oluşturması ve Munzam Sandıklarına (sadece özel sektör işverenlerine) tâbi çalışanları işe alması gerekmektedir.
Türkiye İş Kurumu tarafından 31 Aralık 2018 tarihine kadar başlatılan işbaşı eğitim programlarını tamamlayanları, üç ay içinde işe alan özel sektör işverenlerine işe aldıkları sigortalılar için, sigorta primine esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanacak sigorta primi işveren payının tamamının İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanmasına imkân sağlanmıştır. Yararlanma süreleri işbaşı eğitim programının başladığı tarih ve sektörlere göre 30 ila 48 ay arasında değişmektedir.
Bu teşvik kapsamında gerekli diğer koşullar şu şekilde:
Ay içinde giriş çıkış olan aynı çalışanın, emekli vb. şekilde ortalamaya bir çalışan olarak alınması gerekir.
Ek ve iptal bildirgelerde çalışan sayısı ortalama kontrolü yapılmalıdır.
“Yeni Form Oluşturma” işleminin yapılması gerekmektedir.
Mesleki Yeterlilik Belgesi ve İşkur Kursiyerlerine ek süre şartı aranır.
Her çalışan teşvikten bir kez yararlanabilir. Nakil nedeniyle teşvikten yararlanma hakları ortadan kalkmaktadır.
Aynı anda birden fazla teşvik hakkı varsa maliyet karşılaştırılması yapılır.
İşbaşı Eğitim Teşviki
4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun geçici 15. maddesi kapsamında yayımlanan genelge uyarınca; Türkiye İş Kurumu tarafından 31 Aralık 2017 tarihine kadar başlatılan işbaşı eğitim programlarını tamamlayanları üç ay içinde işe alan özel sektör işverenlerine, işe aldıkları çalışanlarının sigorta primi işveren payının tamamını İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacaktır.
Engelli Sigortalı İstihdamına Yönelik Teşvik
4857 Sayılı İş Kanunu’nun 30. Maddesi kapsamında hazırlanan genelgeye göre özel sektöre ait işyerlerinde çalıştırılan engelli sigortalıların, sigorta primi işveren hisselerinin tamamı Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından karşılanacaktır.
Bu teşvikten yararlanmak isteyenlerin engelli sigortalı çalıştırmaları, aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süreleri içinde vermeleri ve primlerini ödemeleri gerekmektedir.
Sosyal Hizmet Modellerinden Yararlanan Çocukların İstihdamına Dair Teşvik
Özel sektörde istihdam edilen 2828 sayılı kanunun Ek 1. maddesi kapsamında olan sigortalılar için, prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi, kısa vadeli sigorta kolları primi ve genel sağlık sigortası primi, sigortalı ve işveren hissesi primlerinin tamamı ile işsizlik sigortası primi, sigortalı ve işveren hissesinin tamamı sigortalının işe giriş tarihinden itibaren 5 yıl süre ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından karşılanır.
Bu teşvik kapsamında;
Aylık prim hizmet belgelerinin yasal süresi içinde SGK’ya bildirilmesi ve söz konusu işyerlerinin özel sektöre ait olması gerekmektedir.
Tahakkuk eden sigorta primlerinin yasal süresinde ödenmesi gerekir.
Vadesi geçmiş sigorta primi ve işsizlik sigorta prim borcunun bulunmaması zorunludur.
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sosyal hizmet modelinden yararlanan çocuklardan, haklarında korunma veya bakım tedbir kararı alınmış olup fasılalı olarak geçen yararlanma süreleri dahil 2 yıldan az olmamak üzere reşit olduğu tarih itibariyle yararlanmaya devam edenlerin istihdam edilmeleri gerekmektedir.
Yararlanabileceğiniz SGK Teşviklerini anlattığımız blog serimizin 3. bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.
Harekete Geçin
Personel maliyetinden tasarruf etmenizi sağlayarak işletmenizin kalkınmasına katkıda bulunan Sovos SGK Teşvik çözümümüz ile geçmiş dönem teşviklerinizi eksiksiz hesaplayarak, SGK beyannamelerinizi düşürebilirsiniz.